16 Mart 2010 Salı

Geri gelen mektup...


Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı.
dinmez! gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
dinmez! ebedi özleyişin bestesidir bu!
hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
tek bendeki volkanları söndürse denizler!
hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'kaabil'
imkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

mehtaplı yüzün tanrı'yı kıskandırıyordur.
en hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...

hüseyin nihal atsız

15 Mart 2010 Pazartesi

3.Şahıs Madalyanı Boynuna Çoktan Asmıştım Ben


Anlatsam anlar mısın bilmiyorum!
Ama deneyeceğim!
Dün gece Tanrıyla konuştum!
O’na sordum?
Tanrım sol yanı neden bomboş onun?
Gülümsedi..
Sadece her gece başka aşklara pazarlıyor yüreğini diyebildi..

Bir alana bir bedava acılar satıyorum şimdi bu koca şehirde..
Ceplerimde birkaç bakışın kalmış,
Onları sürüyorum merhem niyetine tenime!

Dokunsam anlar mısın bilmiyorum!
Ama deneyeceğim!
Sol yanımdaki acıyı acı ölçerle ölçtüm,
Birinci dereceden yanıklar çıktı,
Sen ise göremeyecek kadar kördün!
Gülüşüme tecavüz eden birisinin gidişini tahrik etmek zorundaydım
Üzgünüm!

Gitmeliydin!
Anlatsam anlar mısın bilmiyorum!
Ama deneyeceğim!
Üvey gözlerinde babasız aşk doğurmaktansa,
Gerçek acıda adam gibi yalnızlık peydahlamayı seçtim ben!
Sen kendini özel isim sanırken,
3.şahıs madalyanı boynuna çoktan asmıştım ben!

Anlamadın sen anladım!
Gözlerinden belli yalnızlığın!
İyi misin diye soracak olursan?
Acı diyelim acı olsun!
Tanrı’nın sol yanına bir yürek koymayı unutması gibi bende unutuldun!

Elçin Gelir

Sen kendini rahat hissettin mi bitmiştir...


Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna
rağmen hala yalnızsan,için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına
koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka
hiçbir ise yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o bahaneler bulmaya hazırdır.Hani ağzınla kus tutsan "Bu kusun kanadı neden beyaz değil?"diye bir soruyla
bile karsılaşabilirsin.Yaptıklarınla
değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.Bu mahkemede hafifletici
sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.Sen,"Ama senin için sunu yaptım" derken o,"sunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
karşılaşacaksındır. Üzülme, sen askı yaşanması gerektiği gibi yasadın.Özledin, içtin,ağladın,güldün,şarkılar söyledin,düşündün,şiirler yazdın."Peki o ne yaptı "deme.Herkes kendinden sorumludur aşkta.Sen askını doya doya yasarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yasıyorsa,ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için
uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?Hayati ıskalama lüksün yok
senin.Onun varsa,bırak o lüksü sonuna kadar
yaşasın.Her zamanki gibi yaşayacaksın sen."Acılara tutunarak" yasamayı
Öğreneli çok oldu.Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil... Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası. Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asıl olan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, yada bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
Nazım Hikmet

12 Mart 2010 Cuma

İyileşmez hiçbir yara bilirsin tortusu kalır...


İyileşmez hiçbir yara bilirsin
tortusu kalır
hangi ses unutturabilir ilk bıçağın yankısını
sende rehin kalmıştır gecenin saplantısı...
hiçbir yara
hiçbir zaman iyileşmez bilirsin...
saklısı kalır
yel esince sızılanır
su susunca ikindilerde herşey vakitsizce gelişir...
birine sevişirsin ötekini düşünürken
sabahları zordur korsan sevişmelerin
eski yaraların ağrır
oysa ne bir iz görünür teninde
ne şiiri ses verir orta kulağında
yalnız bir yürüme isteği vardır
eski yaraların eski yerinde...
kahvaltısı zordur olmasaydı bir sevişmenin
ve hep ten tuzu basmaktır
eski yaraların eski yerlerine ...
hiçbir yara
tam olarak iyileşmez bilirsin...
hangi bakış unutturabilir
ilk bıçağın ışıltısını
karanlıktaki
şairden bir bok olmaz sabaha karşı
sebepsiz hüzünler yazar ehliyetinde
ve ne söylese yalandır alkol kontrolünde
SEVMEK BİZATİHİ YARALANMAKTIR!!!
ve yaralar hiçbir zaman iyileşmez teninde
yanlış vurulmuş bir aşıdan sızar da
diriltir solgun baharları
şiire sebep istemez
şairden bir bok olmaz ve
hiçbir yara
hiçbir zaman tam olarak iyileşmez...
bardaklarda dudak izleri birikir
sahnede eğri büğrü sesler
ve sade bir yürümek isteği tek başına
eski bir yaranın artık gözle görülmeyen izinde...
çünkü hiçbir yara hiçbir zaman tam olarak iyileşmez
çünkü en hızlı hatırlanandır
en eski unutulan
ondan gelen ıtırlar olur yellerde
her esinti bir acılı kokuyu taşır hassas burunlara
savrulur gidersin...
çünkü bilirsin
hiçbir yara hiçbir zaman
tam olarak iyileşmez!
İSTAMBOL

Onulmaz-Yılmaz Erdoğan

8 Mart 2010 Pazartesi

Cinayet...


başucuma bıraktığın intiharları deniyorum şimdi
her birinin ucu körelmiş.
yeni sevaplar ekliyorum günahlarıma...

rüyalarından sürüldüm bi gece
ama herkes beni kaçak sanıyor
resmi tutanaklara göre...

sessizliğini teşhir edemiyorum
aklımı karıştırıyor sustuğun kelimeler!
salondaki kanepende oturuyorum her gece
eve girişini seyrediyorum
ama nefes bile almıyorum
ölüler nefes alamaz ki.
şarkılar mırıldanıyorsun uyandığında
kapıyı ardından kapamıyorum artık
senden önce çıkıyorum kapatacağın kapılardan.
giderek sana benziyorum!
dudaklarımda gülüşün asılı kalmış
sen gibi gülüyorum nicedir.

kabullenip yokluğunu senden yadigar diye
kokusunu ezberledim!
soğuk, nemli ve pis yokluğun!
bir ölü gibi uyuyor koynumda.
uykunda üzerine örttüğüm yıldızlarımı kaybetmişsin!
ışığı daha az şimdi gözlerinin.

bir yalnızlık bıraktın başıma
elalem laf etmesin diye
ayrı yaşıyorum yalnızlığınla.

içimde sessiz ve kırmızı bir çığlık
seni kanatıyorum kendimi acıtırken!

biliyorum intihar günah
İki iki cihanda da yeri yoktur edenlerin,
böyle yazarmış kitaplar.

oysa sinsi bir cinayet planı benimkisi!
sadece kendimi değil
seni de öldürebileceğim…

1 Mart 2010 Pazartesi

KONFÜÇYÜS‏...

Kurduğu felsefe ekolü ile bugün bile Çin toplumuna yön veren Konfüçyüs, 2 bin 560 yaşında. Filozofun sözleri bugün de milyonların yolunu aydınlatıyor.


M.Ö 551–479 yılları arasında yaşayan Konfüçyüs, yaşadığı dönemde büyük bir karmaşanın hüküm sürdüğü ülkesinde topluma bir düzen getirmek ve insanlara bireysel hayatlarında mutluluğa ulaştırmak için bir öğreti geliştirdi.



Ana teması insancıl düzen olan öğretisine göre iyi insan, ancak dünya bütünüyle uyum içinde yaşayan insandır.

Bugün, Konfüçyüs’ün doğum günü olarak kabul ediliyor ve Çin’de çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. İzleyicileri tarafından bugüne taşınan ve milyonlarca insanın hayatında rehber olan Konfüçyüs’ün sözlerinden bazıları :



Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.

Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir.

Aradığını bilmeyen bulduğunda anlayamaz.

Kendine yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma.

Dal rüzgârı affetmiştir ama kırılmıştır bir kere.

İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olamadıklarını önemser.

Konuşmaya layık olanlarla konuşmazsanız, insan kaybedersiniz. Konuşmaya layık olmayanlarla konuşursanız, söz kaybedersiniz. Bilge olan kişi, insan kaybetmez, söz de kaybetmez.

Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınız.

Karanlığa söveceğine, kalk bir mum yak.

Susmak, insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır.

Üstün insan, konuşmadan önce eyleme geçer ve sonra eylemine göre konuşur.

Bilgi özgüveni, özgüven ise gücü yaratır.

Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir.

Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan kurtarır.

Alkışı en sessiz şekilde karşılayan, alkışı hak etmiş demektir.

Bir milleti tutsak etmek isterseniz, onun müziğini çürütün.

Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmaz ise; insan da acı çekmeden olgunlaşmaz.

Faydalı insan odur ki boş durmayı sevmez, kişiliğini faydalı işlerle geliştirir.

Güçlü olan, sayıca kalabalık kitleler değil, eğitimli kitlelerdir.

İyi insanlar, olduğu gibi görünür, göründüğü gibi olur.

Fedakârlıklar, senden başkası bilmiyorsa değer taşır.

Kitleler cezalarla düzene sokulursa yozlaşmış olur, karizma ve nezaketle yönetilirse bilinçli ve dürüst olur.

Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.

Eğitimli insanın hedefi daima yüksek olur. Küçük işlerle küçük insanlar uğraşır.

Kendisini eleştirebilen insanlar doğruyu ve güzeli bulma konusunda daha şanslıdırlar.

İrade öyle değerli bir özelliktir ki bir ordu komutansız kalsa da kişi iradesinden yoksun kalamaz. İradeli insan davranışları tutarlı insandır.

İyi yönetici olmanın sırrı dört yanlıştan kaçınmak, beş doğruyu uygulamaktan geçer.

Dört yanlış şunlardır:

Nasihat etmeden infaz etmek. Öğretmeden başarıyı ölçmek.

Yönetimde gevşek olup sınırlar koymak.

Özlük haklarının dağıtımında cimri davranmak.


Beş doğru ise şunlardır:

Müsrif olmadan eliaçık olmak.

Gocunmadan çalışmak.

Haris olmadan istek duymak.

Mağrur olmadan rahat davranmak.

Ürkütücü olmadan saygın olmak.